Ruhsal ve Cinsel Gelişim; babalar, anneler ve erkek çocuklar
Günümüzde sıkça TV ekranlarında karşımıza çıkan, kimimizin onaylayıp, kimimizin
onaylamadığı, garipsediği, kimimizin kızıp, kimimizin ilgi ile izlediği ama
olayların derinliğine araştırıldığında büyük acı ve hayal kırıklıklarının
yaşandığı bir durumdur cinsel kimlik bozuklukları.
Cinsel kimlik bozukluğu yaşayan çocuklar ve gençler aslında büyük bir yalnızlık
ve sevgi açlığı içindedirler, çocukluklarından ileri yaşlara dek. Baba uzaktır
kendilerine, yargılayıcı ya da aşağılayıcıdır. Zaten hiç yanına alıp arkadaş
gibi konuşmamıştır. İşten gelir, kahveye gider, bir gün olsun yanına alıp
beraber gezmemiştir kendisi ile “aslan oğlum benim” dememiştir hiç, işten
gelince almamıştır kucağına, “bugün evde ya da okulda neler yaptın, neler
öğrendin” dememiştir.
Bu konuda elbette en büyük rol babalara düşmektedir. Babalar çocuklarını
etkilemeli, her yönleri ile örnek olmalıdır. Babalar eğer yeterince sürede ya da
kalitede çocuklarının yanında değilse, çocuklar ya karşıt cinsi yani annelerini
örnek almakta ya da çevrelerindeki güçlü gördükleri ancak olumsuz özellikleri
olan kişileri örnek almaktadırlar. Bu yanlış kişiler de ya saldırgan kişilerdir
ya da dışı cilalı içi boş kişilerdir.
İdeal babanın görevleri:
Baba eşi ve çocuğunun yanında elinden geldiğince çok vakit geçirmelidir. Kendi
zevki için eşi ve çocuklarının geleceğini dolayısı ile kendi uzun erimli
mutluluğunu yakmamalıdır.
Çocuğu ile daha çok vakit geçiren baba, çocuğuna yapması gereken sorumlulukları
öğretmelidir. Bu da söylemekle değil, çocuğunun yanındaki davranışları ile
gerçekleşir. Bu şekilde çocuk babasından gördüğü erdemli davranışları taklit
edecektir.
Baba oğluna, kendi cinsiyetine uygun rolde oyunlar öğretmeli ve bu oyunları
onunla oynamalıdır. Bunlar çocuğunun ilgisine ve babanın mesleği ya da
hobilerine göre sportif oyunlar, müzik ya da sanatla uğraşı, bahçe işleri vb
olabilir. Çocuğunuza ne kadar yakınsanız o da sizin meraklarınıza o denli olumlu
yaklaşacak ve çok şey paylaşabileceksinizdir.
Çok eskiden Ortaçağ döneminde babanın çocuklarına karşı olan yükümlülükleri
arasında ata binmeyi, ok atmayı, yüzmeyi öğretmek gelirmiş. O dönemlerde kendisi
ve ailesini korumak, hayatını kazanmak, bedensel ve beyinsel gelişimini
arttırmak için bu aktiviteler gerekli görülürmüş. Günümüzde ise, çocuğun yaşına
göre bisiklete binmesini, basketbol, futbol, yüzme vb. sporları; satranç, dama
gibi yaşıtları ile vakit geçirebileceği oyunları öğretmek uygundur. Ayrıca baba
çocuğuna bakkal ya da marketlerden alışveriş yapmayı, para hesabı yapmayı, görgü
kurallarını, varsa bahçe bakımı ya da bilgisayar kullanımını öğretmelidir. Baba
çocuklarına sadece güç ve otorite gibi kaba tavırları kullanmak yerine, şefkat
ve sevgi ile yaklaşımı esirgememelidir. Sevgi göstermek sadece kadınlara ait bir
yaklaşım değildir. Sevginiz göstermek, zaman zaman özür dilemek onur kırıcı bir
davranış değil, tam aksine sizi onun gözünde yükselten bir unsurdur.
Erkek çocuğunu belli bir yaştan sonra baba yıkamalı, onu evde olduğu vakitlerde
tuvalet alışkanlığını kazanana dek, tuvalet alışkanlığına yardımcı olmalıdır.
Mümkünse baba onu gelecekte birlikte yapabilecekleri aktiviteleri anlatan
öykülerle uyutmalıdır. Zaman zaman kendi işini engellemeyecek şekilde işyerine
götürmeye çalışmalıdır.
Baba çocuğuna kendi küçüklüğünün eğlenceli ve komik olaylarını çocuğuna hoş bir
şekilde anlatmalı, baba kendi babasını, annesini ve kardeşlerini güzel bir
şekilde tanıtmalıdır. Çocuğunun belli bir konuda zorlandığı durumlarda ona,
kendisinin de benzer durumlarda küçüklüğünde zorluklar yaşadığını, ama çalışarak
bunların üstesinden geldiğini, onun da kendisine benzediği için bu durumlardan
kolayca sıyrılabileceğini belirtmelidir.
Hedef daima uzun vadeli olmalı, herkes çocuğunun kendisi, ailesi, ülkesi ve
hatta tüm insanlık için faydalı bir kişi olmasını hedeflemelidir. Her nesil
kendinden daha iyisini yetiştirmekle yükümlüdür. Bunu yapabilenler görev ve
sorumluluklarını yapmış demektir. Bunu gerçekleştiremeyenler başarısızdır. Bunu
gerçekleştirmek için ilk adım çocukla daha çok ve güzel vakit geçirmekle,
doğumundan itibaren bakımına ve eğitimine bizzat katılmakla olur.
Çocuk aynı çiçek gibi ilgi ve sevgi ile büyür. Çocuk aşağılanmamalı, hafife
alınmamalı, fiziksel güç kullanılmamalıdır. Bir Balkan atasözüne göre“Aslan
oğlum diyenin oğlu aslan olur, aptal oğlum diyenin oğlu aptal olur”. Saygı
uyandırmak için araya uzak mesafeler konmamalıdır. Baba neyi söylemek istiyorsa,
araya başka aracı koymadan açık kalplilikle ve yumuşak bir üslup ile
belirtmelidir. Tatlı dil yılanı bile deliğinden çıkarır derler.
Çocuktan yaşına göre kaldıramayacağı ağır beklentiler içinde olmak da uygunsuz
bir yaklaşımdır. Bu durumda çocuk sürekli olarak yetersizlik duyguları içine
girecek ve babayla olumlu ilişki kuramayacaktır.
Baba çocuğunun yanında başkaları ile tartışmamalı, kendisini küçük düşürücü
durumlara girmekten kaçınmalıdır. Çocuğun babasını daima örnek alabilmesi için
babanın söz, davranış, kılık kıyafet ve sosyal ilişkilerinde kendine çeki düzen
vermesi ve kendi tepkilerini kontrol etmesi şarttır. Baba kendini küçük düşürücü
şeyler yapmamalıdır.
Baba çocuğun pek çok konuda fikrini almalı, ona çocuk gibi değil, dost gibi
davranmalıdır. Özellikle cinsel konulardaki sorular çocuğun başkalarından yalan
yanlış öğrenmesine gerek duymayacağı derecede yeterli olmalıdır. Çocuğunun bu ve
benzeri türden sorularını geçiştirmemeli ve soru sorma, araştırma hevesini
kırmamalıdır. Unutulmamalıdır ki, çocuğunuzun robot gibi her şeyi ezberlemesinin
ve araştırıp sormamasının temeli, sadece okul döneminde değil, ne yazık ki
başlangıçta sizin bu konuda onun gelişimini önlemenizle atılmaktadır. En yoğun
öğrenme dönemi doğum sonrası yedinci saatten yedi yaşa dek olan dönemdir. O
yüzden bu dönemi o gurura heba etmeyin.
İdeal anneye düşen görevler:
Anne babanın varlığı ya da yokluğunda çocuğuna, babaya yönelik olumsuz ve
aşağılayıcı ifadeler ( ki buna olumsuz hitapların olduğu şakalar da dâhildir)
kullanmamalıdır.
Anne oğluna, “sen baban yokken erkek olarak babanı temsil ediyorsun şeklinde
onurlandırıcı ifadeler kullanabilir. Ancak burada kantarın topuzunu kaçırmamalı,
çocuğun her istediği yapılacak gibi bir anlam çıkarılmamalıdır. Çocuğun her
şeyin bir sınırı olduğunu, demokrasinin herkesin her istediği şeyi yapması,
başkasının özgürlüklerini sınırlamak anlamına gelmediği öğretilmelidir.
Anne, babadan farklı ve tam tersi yönde şekilde çocuğa çifte mesajlar
vermemelidir. Tepkiler ve yaklaşımlar aynı yönde olmalıdır. Aksi halde çocuğunuz
sizi kullanabilir, bu da hem onun gelişimini olumsuz etkiler, hem de sizin
otoritenizi sarsar.
Anne başkalarının kendi oğlunu daha çok küçük yaşta olsa bile, herhangi bir
şekilde makyaj yapmasını, bayan giysi ya da takıları takma girişimlerini
engellemelidir. Kendisi de “benim kız çocuğum yok” diyerek erkek çocuğunun
saçlarını örmeye, toka takmaya çalışmamalıdır.
Anneler çocuklarına kendi beğendikleri pembe, kırmızı gibi renkli giysiler
değil, babasının giydiği renkte, daha cinsiyete uygun giysiler seçmelidir.
Anneler oğullarına bebek, oyuncak fırın, ocak, ütü, tencere, tabak vb gibi kız
çocuklarının yeğleyebileceği oyuncaklar yerine, arabalar, gemi ve uçaklar gibi
daha cinsiyetlerine uygun oyuncaklar seçmelidirler.
Çocuğa her elbise giydirişinde “ bak ne güzel, baban gibi oldun, sana abi, baba
giysileri aldım” şeklinde yaklaşımlarda bulunmalıdır. Anne oğlu yanında giyinip,
soyunmamalı, onun yanında makyaj, banyo yapmamalıdır. Anne çocuklarını sürekli
olarak kadın toplantılarına götürmemeli, daha çok yaşıtı çocukların olduğu park
vb yerlere götürmelidir.
Anne oğluna “baban bana şöyle söylüyor, böyle davranıyor, bütün erkekler hep
aynıdır” gibi sözler söylememeli, onların yanında yakınıp ağlamamalı, oğullarını
kendi bireysel ya da ailesel çatışmalarını dinleyecek tedavi uzman haline
getirmemelidirler.
Anne ve babaya birlikte düşen sorumluluklar:
Anne babasından göremediği sevgiyi bulmak için oğluna aşırı derecede
yapışmamalı, kendi yaşıtları ile ilişkisini korumalıdır. Aksi halde çocuk kendi
kişiliğini geliştiremeyecek, okula gitmesi, kız arkadaş bulması, evlenmesi
zorlaşacak ya da anneye bağımlı hale gelecektir. Anne ve baba, eğer aile
büyükleri çocuğun gelişimine müdahalede bulunuyorsa, bu duruma engel
olmalıdırlar. Çocuğun ( eğer ekonomik durum uygunsa) kreş ya da anaokuluna
verilmesi uygundur. Eğer anne-baba arasında sorunlar varsa, çocukla iletişim
sorunları varsa, çocukları uygunsuz davranıyorsa, arkadaşları tarafından alaya
alınıyorsa ve bu nedenle çocuk evden çıkmak istemiyorsa kendileri bir psikiyatr,
çocukları ise çocuk psikiyatrı ile görüşmelidir.